| Onur 的个人资料HİÇ ELGİNİN ENKAZI照片日志列表 | 帮助 |
|
|
Sonun Karma'sında TeslimiyetBen karanlığın kudretiyim! En karanlık olan ‘... dahası’ndan korkmaz. Kendimi tanıdım o dişler içinde, o en gizli yerde; acı verici. Çapraşık biçimler içinde, keder içinde, yiten ama daim hazır karşılıklarla. Tanıdım kendimi o en sivri uçta, bitenden milyonlarca uzunluk en yakında; en mahva yakın, en enler içinde. Uç noktanın direnme gücünü üstlenip kalakaldı öylece bir ruh. Telaşlı. Bir ilk ve çok sonun telaşlı ilkinde. Çok ilk ve tek sonun dibinde. Mahvın kendisinde. Izdırabın tarifsiz kendisinde. Mahvolmayan ve ızdırap duymayan, oluş halkasında devingen! Geçmişim buluyor beni. Bu yalandan nefret ediyorum! Ve nefret ettiğim için böyle tarifsiz, tiksinti duvarlarına çarpıp duruyorum. Yorgunum ve isteksiz! Ah! Sonsuzun içinde, onun kadar sonsuz! Sonsuz gibi sonsuz! Sonsuz kadar! Sonluca mutlu! En sonunda ... - sonun karmasında teslimiyet! - Ne istersiniz? Sizinle konuşmuyorum, siz ağızlarıyla konuşanlar ve siz düşünen kafatasları! Hemen yakınınızda gözünüzün ucunda, dokunabildiğiniz, sizinle soluyan ama gereksinim dışı, sizi tanıyan ve hep kemiren, arada bir yerde, dilinizin ucunda olmayan o yerde... Orada! Yakalıyorum onu kaçmasın diye! Gülüyor narince, Zevk sahibi gülümser incecik Ama bittiğini bilecek Değil ki orada! Kasahandra'nın Mağlubiyeti
Nedenleri sanılar halinde düşünen Kral Kasahandra belki Serhanım için olağanca kolay anlamlar üretmiştir. Belki içe dolandığı nokta boğumludur, belki takdirin içten kıvranarak ona yansımasını beklemiştir. Ama Kasahandra Elli Dirsek huzurunda gözlerini sakınmadan Serhanım'a affını dilemiştir. Serhanım gökte açan yıldızlar gibi sağa sola ışık vererek Kasahandra'nın önünde durmuş ve pelerinini yüzüne kaplamıştır. Bu hal saatler içinde kıpırtısızca bir dinginlik ve gövde gösteri anında olup bitmiştir. Göğün amansız yıldız tozlarını hissederken Ezdaj'ın soğuk ama asil kanları ve kılıçları içinde cenk eden etten duvarlar sevinç içinde karanlığa durmuş ve kıyım içindeki savaşın tedirginliğine gözyaşları bilemişlerdir. Zaman içinde kuralları düşünen şeyler bile nedeni sorgulama telaşı içinde mağlup olmuşlardır. Bu devrik bir yengidir. Bu soysuz bir yengidir. Bu gören göz için hain bakışlı bir gece nöbetidir. Ağlarını aracı bakışlar altında ören nedenler değil midir, Kashandra'nın tayfasız bir gemiyle, yarı korku dolu şaşkınlık içinde gezginlerin yurt edindiği o adaya demir atmasını sağlayan? Ama halkını içinden geçen dar yollara sığdırmadı orada. Orada, korkunç sığ yüzeyine rastladı, orada, nihayet uzağa bakan gönlünün ozan bakışlarını ve koca bir kuyu gibi duran dostluğun hırıltılı sesizliğini duydu. Ve gecenin sessiz kıyısında ve kollarında yalnız başına hıçkıra hıçkıra ağladı. "Gezgin olmak ruhuna ne kadar yabancı! Ve terkedip gitmek! Ben korkak, kanı çekilen bir şüpheyim!" Cevap verdi kendine ve döndü. Dostlarınını Kutsalkent'te koca dağların dik yamaçlarına benzetti. Yıkılmaz ve büyük! "Ruhum öyle aç ki ve bazen öyle uzak ki büyük olana karşı!" "Ruhum öyle aç ki, Serhanım'ın bilgeliğine ve umudun söndüğü bu yurdun üzerinde uyuklayan sakin saatin gün ışığına!" Kasahandra hükümler elinin beşiğinde korkuluca durgundur belki ama dehşetin en sakin saatini tanınır mı hiç? O gök ile yer arasında dolaşan her bulutun, kendisi yaratmadıkça açık olacağına imkan vermemiştir. Ve asla, ve asla umut etmemiştir. "Serhanım ebediyyet taşıdır. Serhanım'sız ama herşey nafiledir," Kasahandra'nın bütün iyisi ve kötüsü bunu der! Ruhumun Al Çağı!Bozuntularım beni cümle korku fısıltılarından hızlıca büyük hiçliğe doğru akıtıyor. Yalnız kalmamam gerekiyor, daha iyisini saçlarından kavrayıp karanlık kurtların pelerinleri altında, o büyük hangarın çevresini işiten uçurumların diyarında, avutmam gerekiyor. İsteme kurtarır, öğrenmeyi ve işlemeyi doğrular bu. 'Öğreneceksen öğrenmeyi, çıkarken yola vaat edilecekler arasından sıyrmalısın kendini!'
Neler istediğimi bilmiyorum. 0rada duruyor sonsuzluk gemisi, ta ebeddiyyet pınarının üstünde. Ölmeyen, o solmayan diyarlar hızlıca beni terkediyor. Nihayet buluyor beni yorgunluklar, hastalıklar ve nefesin tüm o zindanları! Duvarlardan bile ürküyorum, ışığı üstüme doğrultup pencere miskinleri ile örtecekler çağıltılı tüm karanlıkları.
Dünyanın baktığı tüm kuru kenntler beni anımsayamaz, çünkü yükseklik gerektiren de çokluca olmuşluk haykırıyor. Yüksek kentlerin altında seyir ederken, bu karanlıkaltında belirlerken yazgımı, kulaklarıma çınlayan o derin vaazlar, o serin rüzgarlar, hür nefesimi, çıktığı yolda hapsedilmiş ruhlar içine itiyor.. İyi öğrenmeyi öğütle biçimlendiriyor ve asılı levhaları boynuma köleliyor. İçimde yorgunluk levhaları dururken sert esişe kayıtsız kalıyorum. Burunları aksıracak türlü levhalar zehirlidir - o sert rüzgarlar ve cümleleri için! -
Kötüce öğrendiklerimin parçalayıcıları kulağına hoş gelen seslerin midelerini izliyor, erken ve pek çabuk ilerliyor peşlerinden. Ah! Neşe kaynağı! Aslan iradeli bir tavın estiği tüm dalgaların denizine doğru sonunu getiriyor. Oluşa dalarken parçalayan bir irade kendi kendinden kaçıyor. Şu hale bakın, ey ruh! Ebedi yazgım, bütünlenen karşı akıntım! Parçalarken duracak mısın böyle?
Güçlülerin zayıf olduklarını öğrendiğinde tüm dolaşıların en al çağı sarmalamamış mıydı seni? O çağda gezip dolaşan dil dökücüler, çemberine sahip olmayı arzulamamış mıydı? Ah' Herşeyin akıntısına, ve karşı akıntısına, ve yükselişine, ve inişine o kadar yabancısın ki!
En tatlıca dil dökeninin yanına uğradın ve sadece azabın gemini buldun! Oysa azabın kendisine hayran değil miydin sen?
Tüm hüküm sürenlerin ve ışığa muhtaçların yanından uzaklaş! En yüksek en alçağı karşılarken hala ne kadar derine sevdirebilirsin kendini haykıran ruh! Korkunç ruh! Bitir artık kendini! MüjdeleyiciEy! Kuşkudan arınmış bakir alınyazı! Paçavradan bir sunak doğrulttuğumda yüzüne, asık suratın yumuşadı mı, o zambaktan kadife inceliğiyle? Kendi ülkesini keşfederken hangi denizcilerin çarpıtılmış temelleri üstünden geçtin bu asık yüzle? Ey (BU) amanının okunun inceliği! Kaçıyor musun benden, serin nefesler ve öğütlenmiş sözler çıkmadığı için ağzımdan!
Sohbet için tıklayın. Gören Göz İçin Masal - Bir BölümSalonu bir uçtan diğerine dolandı. Gece giyinmişti. Dolunay pencere pervazına tutunmuş kapağın açılmasıyla hareketini tamamlamayı bekliyordu. Lambalar yakılmış, salon irili ufaklı nesne gölgeleriyle kaplanmış, havalandırma deliklerinden gelen esinti ile titreyen gölgeler ve duyulmayacak kadar hafif, derin ıslıklarla donanmıştı. Oluş halli her nesneyi ürperten sessizliğin anlattığı şey duvarlardaki gölgelerin hareketiyle oluş halli yeni görüntülere bırakıveriyordu kendini. Her an birbirini boğazlayacak görüntüler. Işığa gereksinim duyan kavramsal gölgenin veya besili olanın, kaynağına tepkisindeki şiddeti açığa çıkartmakla görüntüye bulanan, görenselleşen bu hareket doğmuştu. Köşelerde, çıkıntılarda, ışığın ulaşamadığı nesne kaplayıcılarının arka planında daim hazırdı gölge ve dans etmesini bekliyordu ışığın. Gölgeyle arzu içinde savaştığı döngüsel raksını. Gerçek gölge ışığın icadıydı, parçası ve tamda kendisi! Ve belkiye asılmadan gölge ışığın kendisini keşfetti, bir yerde değil kendinde. Sonuçta gölgeyle ışık birbirinin içinde tamda birbirlerinin sonucuydular. Ve böylece birbirleri! Biri diğerine ne kadar yakınsa, uzaklığı tabiat dışı sorgulanıyor, diğeri ise bu sorguda sabitleniyordu. Birbirlerini tanımayanlar, aslında asıl olmayanlar, görüntüye bulanan karmaşa düzlemli yalancı söylevde birbirlerini tanıdılar. Biri diğerini uzyaklaştırdı, diğeri onu gömdü.
Her atış belkemiğinin varlığıyla meşrudur. Doğal olan kafatasının ovalliğine kaçar. Başsız beden atış tepesinin hemen üstündeki boşluktur. Yoktur orda bilinecek şey, diğeride! ‘Orda’ bahsi geçmez.
Tepeye inince birden, her şey anında, sağlam bir basışla ‘orda’. Ve tamda boşluğun kendisi… Kendi olmayan kendi! Gören Göz İçin Masal - Bir BölümZaman hesapsız sonra...
Çoktandır yanlarındayım, kim olduklarını bilmiyorum, ama onlar beni tanıyor. Onların benli epey bir teması var, kendilerine. Açıklamak imkansız, imkan tepetaklak! Ve kimler, ordalar mı, gerçek onlarla mı?
Ortalık kapkara! Ama görüyorum, duyduklarım görmemi derinleştiriyor. Burası bir mahzen, nerdeyim ben? Neler oluyor? Sorgulamalar devam mı edecek veya daha doğru olan kaçış planımı? Nerden ve ne şekilde? Yerde miyim? Soluyor muyum? Evet! Duvarlar var gibi. Dokunmak gerek, insan işi veya asılsız? Hava soğuk, bir yerlerde donuyorum. Bu bir yerlerde belirsizim, çıkmak istencim yarım! Tamın görüntüsü bana tuzak? Kapkara diyorlar, gören gözler görür. Sen biri değilsin, ateş yaklaşıyor, korkma ısınacaksın! Kimler? Bu ses benzetme bedelli haykıran mı? Bir bedel!
Karanlık sesler etraftayken dolaşmayı sürdürdüm yine de, basmakta inat diremediğim boğum boğum tabakalara. Duvarlar yoktu, her şey açıktı, mekanın her unsuru apaçık ortadaydı. Nerdeydim? Cevap istemiyordum. Neden? Cevap istemiyordum. Önce kuşlar, sonradan gelen fevkaladeydi, bir hilkat garibesi gibi kara! Kuştu, ama benzetme imkansızdı. Saldırgan ama doğal yaklaşımla? Benden istedikleri ne? Sorgulamalar kesilmeli artık! Kesilmeli! Ve işte buradayım sonuç olarak!
Sesler! Uyutan sesler yaklaştı, duyuyorum! Zarar verecekler! Ama kendimi önce ben ikna etmeliyim! Sarkık dişleriyle bana gülen, sarmal bir renk! Sadece tasvir! Alışmalıyım, tepeden tırnağa, en ürkünce! Korkuyorum! Bir bedenliyim doğal olarak! Uyuyan sesler yaklaştı, beni bulacak, bir kaya kadar ağır yüklerini kulaklarımdan mideme boşaltacaklar, ayakta duramayacak kadar yorulacağım, bir süre sorgulayacak ve yere yığılacağım. Daha kapatmayacağım gözlerimi, çünkü bir nedeni olmalı diyeceğim, ben buyum diyeceğim. Ben buyum diyeceğim yani sonuna kadar, sonuna kadar! Ne kadar basit, ne kadar karmaşık değil! Ama sonuna kadar! Sonuna kadar! Böyle mi? Bu en ahlakça, bu en maymunca, bu en bildik hesapların peşi sıra yürüyen ölüm özentilice, en soytarıca bir bilmeceyle, kendini en doyuran aslında, kendini en yoklayan yırtık olumlamaca, en iyi şekilde hissettiren kendince olmayanla, aslında kendince olanla, hastalıklı ve basit kokan histerik karmaanlama sorunluca giremeyen en derin yalayıcılarla.... Bu bir kör görüntü karanlığı! Bir ağzı açık, diğeri ise zaten yok! Gözler ince derinin ortasındaki kalın delikten görmüyor, en uca yaklaşamaz bir nicelik! Deri kalkıyor, kanıyor. İstemediği istedikçe kanayan! İstedikçe görmeyen! Bir gözü açık! İflahsız! Göz bir diken!
Tıslayan sesler yordu beni, birazdan düşeceğim, birazdan da bitecek. Uykum var, bir ömür yummamış kadar göz yorgunluğu! Bir ömür uyumak istiyor! Uzandım saydam tabakaya, sırtım yukarı dönük, kucak kucağa! Düşüyorum birden, durmadan dibe! Tabaka yok oldu. Gözlerim kapanmak üzere! Düşüyorsam da ama... Önce uyumak istiyorum. Uyumak! Düşüncesiz, huzurlu ve sıradan! Uyumak... |
|
|