|
|
BİR GELECEK DEBDEBESİNİ AÇIŞ!
TAY-LAN'I KONSTRUKT
"Antenlerim mi var benim? Ya bunu "diğerleri" farkederse?"
Asla dinlenemeyeceğini zannettiğin ve dinleyemeyeceğini bildiğin, zaman aşırı bir mekan üssünde, bir böcek olmaktan telaşlanıyorsun!
"Bir böcek misin? Kıvrımların, dikeyce haşlanmış kaburgalarının toynakları var."
Birinin, aradaki baygın sınırı elle çizen yepyeni bir sınır ile elde ettiğin herhangi bir-i-nin tam da kutsal sınırına bakıyorsun! Bir in sanı! İki yaklı yonga!
Dizi, sıra, telaş, iş; dilimlenmiş bir muhteva!
Böcek misin? Kimsenin seni anlamayacağını düşünüyorsun. Kim kaldırır seni, boynunun hizasına? Yıtkın, çekinceli, iştahsız, toslu kabuklu bir bedenin arkasında çetince durup, "burdayım!" diyebilirsin!
Herşey senin sırtına binmek istiyor-zannedebilirsin; yüzüne gülmüyor senin, suratların yalın deyimle "arkası!" Burada tüm söz hazineleri saklı!
Uzayını kaplayan bir ritim! Saltılık! Özgürlük sunusunun usalınışı!
Bir gün uzun bir merdiveni isteyen, seve seve bu rastlantının içine atlayan bir varlık olup çıkarsın, Uçurumlara dek kendini taşıyan bir sırtlıklı milyoner sert ve alaycı bulunur.
Kalın bir ermiş tasması takılanıp, yontulmuş bir ışıkla ilk böcek olma festivalini yalnızlığın şuracıktaki ülkesinde donarak, çürüyerek kutlarsın!
İç güdümün toptan sapıttı! Yan ılgımlı göze batan bir düşüncede azalma tanıklanmadı:
Kılıç şakırtısını andırıyor yürüyüşün!
"Neyin tam zamanı?"
"İnanılmaz şey! Köküne kadar çifte doğruların kabuğunu tuttum! Kokunç bir yıkım! Yürürken kaç adım atıyorum, arkamda bıraktığım iz de ne?"
"Antenlerim var benim! Çünkü tek bir çınlama eşssiz bir oyun gibi gelmedi bana artık! Bir böcek miyim ben?
Kılık değiştirmiş, ilginç bir yoldan çekilerek, tam üstüne basmak için hiç zarını oynatan bir düşüncenin, mikroplarımı keselemeliyim....
"Ne zaman çıkılır; muhtevamı sırtıma astığımı bildiğinden, utanç içinde, yaşamın topallayarak yürümesini üzerimde; ne zaman çıkılır; belleğim hür değilken ilk basamaklarının üzerime devrilmesiyle, dilimin ağzından ne zaman çıkarım ben?"
Bir ima yarattın? Boynunu uzattın... Varlığın ilk çemberi ilgeçlik tutturdu özüne: Hafif bir nefes ruhunu huzura mı kavuşturacak? Mutsuzluktan zevk alınamaz mı, boğazı beyninde ur elgi?
Kabuğunu görmezler diğerleri: Çekinceli! Fazlalıklarını bilmezler diğerleri: Eğrice in sanısı!
Doğan her günü yapısal iştahına çektiğinden her şeyi sindirmeye çalışmak istediğini bilmezler: Tok mu açsözlü?
İğrenç tıkalı bir hevesin var? Kör tıka!
"Nazlıca yürüdüm de bugün, en gecinden bir mahluk avı koşuşturanının helak olmuşça üzerimde savrulmasını beklerken, çeki ile bir gölge doğdu:
"Esenlikler serhatını dumlatan ev sahipleri! Esenlikler kel ayaklılar! Cümre boynuz üfleyenler! Tümleyen şakıcıların el eskizleri! Ter çanakları asalakları! Esenlikler külbesini vadiye toslayan kırk patenliler! Çatma haydutlar! İltihap mazlumları, kör salya bozları! Esenlikler tüm kumpas yaratan cihanın el küttü böcekler! Dumalı hilkatler, gözbebekleri kozmozla dolan ruh abanmışları, bağlılık sedirine serilmişler, çat katlanmış sırası geçmişler! Es enli bir yel güdümünü sıvazlıyanlar zira bu oyumu üzerlerini tükürürler: Oysa istenen ked bendir!"
Hepiniz böcekler, tümünüz böcek ip ahları, tepince ancak savrulabilenler!
Bugün benim boğum günüm! Gölgem olmamı affedin! İsterdim kendi gölgemle size bu sonu genizlememeyi! İştahımı affedin! Affedin!"
"Kızgınım. Yol kısa, şaşkınlık içinde görüyorum."
İrem içindeki adamda!
Şimdi, sahneden destansı bir dirilikle, herşeye karşı bu şekilde biçimlendirilmiş bir şekilde, seçikliğini, bir koro ile yumuşak ve bolluk içinde seslendir:
(Üstü kapalı daracık bir geçitte, kendini bulabilmen için, buraya değin açıkladıklarını bir kez kaynak sorununu ölçüsüz uyaksız bırakarak, "ben bir ilkçağ ekiniyim", diyerekten; çünkü bu konuda rengin trajedi; kızaran bir yaşam bul, değişen bir örgüden düşsel bir varlığa akan ikili konuşma...)
"Bakıyorsun bana, yarar gördüğüne, Pek anlayışlı değil ya baktığın! Anlıyor musun? Sonsuz olacak mı biçimimin biçimi?
Aptal coplar, Kırsal resimler, Sirke dudakları, Devlet memurları, Huysuz müşteriler, Ölüm hayalet bir gemiyle gelir. Baba-cı adam: Soluk yüzlü vampir! Ölü doğmuş çoçuklar, Yanyana verem...
Kimi insanlar saçmalamakla uğraşır. Kimi insanlar ise saçmakla! Hangisi verimli?
Yolunun üzerinde bir cins tavuk! onlu sisteme göre haracanabilir; ikili sistem hafif anestezi!
Tirinity parmaklıklarını dolanan, bandolu bir oyunu getiren yavaş ve hiç uzak olmayan bir gün!
Dil sorunu, ekonomik sorun, torpil geçmek yasak!
"Uykusunda gelin döşeğinde, kalktığında ölüm döşeğinde!" Tek nüans: Gelin kalkmakta!
Ooahah! Genlerin kükreyişi!
Dünyanın herhangi bir yerinde kim bu beyaz düzlükteki simgeleri okur!
Bana ödünç bir sandal ver, menekşe rengi bir gece göğünden, görgüsüz yıldızların insanbiçimine yaklaşacağım? Saçma yıpranmış sinirin gürültüsü bu!
"Kaçınılmaz görselliğin kaçınılmaz kıldığı biçim: Kadın!" Joyce güneşşemsiyesini kayışından takmış bilekliğine!
Tirinity, rahatlatıcı bir içki ve elma tatlısı!
Işıklı gezegenlere yaklaşan ağız öpüşmez, yutar!
Hem fosforlu, mavi yeşil, beyne yararlı sayıklamalar, sayıklamalar....
Bir gün Medine'li mut ta fık fık eden biri, Tar'a kadar ölçtü dünyayı!
Tar'ın ucunu yokladığında, kavmin çelinmesi hususunu debdebe ile yaydı.
"Burada tamamen bir seyre daldım, mutlak ki bu güzel!" "En etkin yalan ama uyulmayan sözlerdir!"
Çalıcılar yola koyuldu. Az erli canlar yüreklerini göstermekle çalmayı yeknesak tutmuşlarken,
Medineli mut ta fazlalık er kişisi:
"Ben el eskiziyim, Tar'da oyalanıp fütürsuzca söylemim budur!" dediğinde, anlam da yeknesak oldu ve ilkece isteme dost bir düşmanlık kızlca sökün etti!
Herşey dolunayken, denksizlik yuttu herşeyi!
Zehr demişti ya o naslı Arab!
O yüzden tanımadı kimse onu! Zehrin başı yılana damlarmış!
İsra'nın varisi azdı da, bu yüzden azalan varisler doldu.
Leh şere asılı! Arab hilafı demlenmiş, kendi geçitini biliyor zannediyor.
Denge, sağlamlık süs kokuyor!
"Bana söyler misin?" dediğini duydım Fil istemlinin!
"Ben bu kalıbla evrensel bir kalıp olur muyum?"

Bu gece şu kaya bandını kullanacağım, kırık violin bandı...
Etrafındaki her her nesneyi içime yutkunacağım.
Taki kendine ak bir et-raf kalarak..
Beyazın deli suyu....
Sonsuzun kudreti ile kararmış ak bir örtü üzerinde
Sonsuza uzanan teslimiyet şurubunu içmiş ak mı ak bir yol üzerinde.....?
Sarkacını öne yığmış, çıplak bir heykel var burada. Kaskatı bir dille gözlerimi perdeledi çoktan...
"Lacrima, Lacrima Dread!"
"Ked'dinle dolu bir havayı üstüne boşalttığında sanma ki tenezzülü idrak eden bir mayın mavi göğünü kızıllaştırır.
Sersemce bir katl eri yığına yaklaşır ve belki ilk kez bir keyfiyet anında sadece katlin erimini sızlar...
Çok dolu günler geçiriyorsun, bir intizar harlanınca uzağı görebileceğini düşünüyorsun...
Çok uzağım sana, melankoli devi!
Avuçlarımı say, bir "toz koğu" çemberine doladımsa kendimi, korku dolu iblislerim sunağımı arzuladığı içindir.
Sen binlerce avını saklamadın mı oraya? Kurbanlarını kendi içine gömdün sen? Sana benzemiyorum ben!"
düşünce bunalımı, erken sızma, akma tesadüflerle değil, ilgeç zıplar bir belirgeç! eğil! kan alımı!
burası neresidir? sorgu hala'sı bu bir halo, kura 'm' sal! ak bir tası hicve sok, kura baş lan! kudretini göster sen nesin? erken verilen bir öster sayılar intikamdır, kelimeleri kaldır en iyisi sayıdaki kura'yı zevkine daldır...
burası mevki sahibi değil, girişin hüner ister, sen zer, sen ur, sen Nous, kendinde hicve oturan ben sicimle tutarım, en iyi hedefleri yutan şişirilmiş ilmek yalayıcısı, sıkıca sıkıca tutsun ister...
nihil barikatın funda! turda insan, lahti bir kunda! kura'nın sal'ınanı o ilk urda kur, kur, kur- gula!
Marş çaldı, hiçe kalkacak limanla, bekler adımlarından dinle, Bir Deniz sonu yutacak, bir hüküm kutlu bir acak;
Bu yakın uzak arşlardan öte bile ?
Görüntüyü yitirdin çoktan, Giyildin tutuldun, inat biriktin yoktan... Sızma ey kuytu, ey kudretli ek! En kitinden ırak durana dek! Soğusu birikti, buzu taştı, derinlik bitti, Bana, enderin eki, burdaki yalnıza bırak! Bu taştan, topuzdan bir Darak! Bereket ünseverleri, bilir, yokluğu bana bırak!
Bilir, hangi sonlu esvap görecek Deniz'den yükselen tahtları! Bu sonlu olmayan, törpülenmiş söylem, durmanın saklı katları!
Nicesi geçmişti de bu kuytudan, Kuytuyla yükseliverdi nice, Uzayıp giden şey olmadı daha, Herşey görünüp yitti, Bellek bitti:...
Düşünsel kıvranma! Yuvarlanan taşların ırmağın akan ruhunu söndüreceğini düşünmemişti. Zira boynunu ileri uzatmayı ve görkemli etraflı dönmelerini gözlerinden silkelemişti.
"Beni düşünebiliyorsun!"
Düşünsel bereket!
"Ben nekahetteki kişiyim! Diri bir anlak ile sarhoşluğumu kabul et!"
"Öteki kılıcım! Tek kılç kullandığın aşikardı, çetin bir adımın vardı, kendini harap etmen de ne?"
"Kılç ağzı, kan ağzıdır. Kılç kılıcın amacının arasıdır. Düşünsel tatmin! Irmak akıyor ve ben insanı eyleminde duran, kalkık tek adım sayaçlarımı, göğe kalkık anlağımı kesmek için hızlıca koşturuyorum. Eğer bedensel bir ima hata yapacak engin anı bulursa anlağım ve sayıma aç adımlarımın resti buluşacak!.."
Sizi İbrahim'le tanıştırayım.
İbram aklanan değildir. İnanan, inayet getirendir!(?) Önceliğinde-si vardır, tek bir tane olması onu sıraya koymasına mani olmadığından çarçabuk dizimler, dilimler!
"Cevizli bir bahçe hayal ediyorum!..."
Nakısasını hasbihal etmediği, tasavvuruna yaymayı innasına katmadığı içindir, muvaffak olmayan bir tercih yapması!
İbram cevizli bir bahçe hayal edince, cevizli bahçenin ona sarılmasının zor bir şey olmadığını bilmektedir ki; lakin, cevizli bir bahçenin onu düşündüğünde asla cevizli bir bahçe olarak düşünemeyeceği hayali onu küstürür, yaşamın buzunu eritir. Soğuk bir tablet gibi dolaşır durur.
Her düşüncenin tepesinde ötekinin olmayacak gözlem vardır. İbrahim sıhhi bir adam olduğundan düşünselliğine çark ve keskin dişler bulmak istemiştir.
Bugün geniş bir mandalı dudaklarına tutturmuş, geniş ağzını ak dişlerinin arasındaki sözlerle uyuşturmuş... Bakınıp durduğumda bana:
"Mukavvemet gösteriyorum," diyormuş. Yanına yaklaştığımda "çek irdele" travmasının içindeymiş! "Ben ötekinin yüzüdür, oysa beriki hiç olmamıştır."
"Kimdir beriki diyorum İbram!" Kimdir, ötekini anla-dırdığın kişi!"
"Ben ordaymışım ya zira!"
Düşünsel yalanımı İbram kuruttu! Ben de mukavvemet gösterdim!
"Ben nekahetteki kişiyim!
Diri bir anlak ile sarhoşluğumu kabul et İbram!"
Sahında bir ırmak, tez inme bir handikapla gözlemini doğruluyor.
"Dengi paslanmış bir görüş atığı yoktur. Paslı göz bulmak için aynı gör'de ilişik kalmıyor musun?"
Bir insan (in sanı eylemini doğrulayan) ırmağın başına geçip oturuyor.
"Günü kurtarmaya çalışmak vadeli bir tahkim gerektiriyor. Yapacağımı sanıya teslim ettiğimde kendimi, eylemimin mesut olmasından kendimi sorumlu tutan, bu eylem içindeki eylemin bahsini duyuran şey olmalı!"
Çeki ile düzenlenebilir, dengelenebilir bir ilgi (ilişki) ırmak ve insan'ı doyumlamış. Üstte bir, arada bir, astta sonsuz bir tek ilgiler eli oluşturmayı başarmış!
"Tartıda bir ahkam ile ahkamımı mı, ben'i mi değerlendireceksin?"
İnsan ırmağın kenarında, zorunlu olarak başlangıcı bu neviden yaptığından, başında. uzun süren dinginliğe has bir yüz örtüsüyle durunca, bu çehre ifrazahatıdır, ilgiler eli, ilişiklik, astta sonsuz kez etraflarında duvarlanınca yapabileceği ilk şeyi sanısına teslim eder!
"Burada dingince duran ırmağım, akabildiğimi göremedim?"
"Nihilin bir doygunluğu olduğu söylendi. Yüksek itikatlar değerlendirmeyi, kurulu olandan çıkartmayı hedeflediler. Bir doygunluk esnasında cirit hulasaları bulunursa, duyurulur ki, çekimde tek, görü'de tek, ilişkte tek!"
Kan atlı bir insan eylemi kendine kulp bulur, kapıyı açar, ışık görür. Vardır ışık!
Ben, bir öteki gözlemin şaheseridir. Tekildir. Astta sonsuz ilişkler, öteki gözlemin astında yoktur.
Irmak bir insanma eyleminin buradaki tek girizgahıdır!
Adım atılıp, akış görülebilir.
Tez inme bir handikap gözlemini doğruluyor.
///\\\................................///\\\
"Ötelenmiş bir ilgiden bahsettiğimi düşündüğümde, kendimi bu ilginin kılıcısı kıldığımı da bilmiştim. Göz lem'imi nekahatte birinden usulca çaldım, tedirgin erekler yanıbaşıma uzadı. Bunu O'da biliyordu. O bir açı, ilgisiz!
Kendimi gözlemlemek için öteki olmayı başarınca öteki ben olmuştu, zira bu netice hiç istemim doğrultusunda değildi. Öteki kastımı göz lem'imle ararken, aslında gözlerimin bir çıtadan ancak bakabileceğini anladım. Ben bir insanım! Teker teker leklenmiş bir hafıza dolu! Bir halka!"
"Gözlem katı bir tahakküme dayandı. Irmak aktığında bendim akan!"
Edie Hazel
İt beni! Zar düştü, aynıyız, aynı kurt beyni; İçime dolduğunu gördün; günü kurtarmaya çalışıyordum!
Zavallı her-kezzzz!

Çıplak bir dağ ucundaydım bu gece... Zifir isli bir sahne! Ne vadi, ne tepe, kaya-n ağaç-lar!
Uslu öteden biri seslendi:"Hızlıca!"
Yürümemiştim hiç! Orda kafiydi bana! Kelimelerim içlekti, yansıtamadım:
"Kimsin sen, değimim nedeniyle çoğalmalıydın!" dedi.
Eğer bir kel inme tutunmasaydı dair-ime onu haklayacaktım!
Bahçe duvarını kolladım:
"Bugün paslıca uyandın, zehirdin,
kelebek rüyası doğrulmuştu üstüne! Biliyordun! Ağzınla başını yutabilirsin"
Bahçe kapısı tiz sesiyle ilk söylevini batırdı bana!
"Sen bir taç ucusun!"
Duru mu bu bilmiş?
Acuna sür yüzünü!
Umma benden nezaket!
Bir kapı ile hasbihal! Anlağımı del ruh! Yoğrulmuş bir küpe çevir beni!
Askıda Kalan Nokta
Ek bir eyleme ihtiyaç var Ek bir sapa gerek.....
Koluna halkayı geçirdiğinde bacaklarına bakabilir ki,
aynı şey gözlerini kıstırınca burgu ile, gözyaşı dökebilir.
Bazı, bir "in-me" ek eylemidir.
'Ki' de bu yüzden aynı şey ile emircik sulanış esiridir.
Emircik maviyeşil pas rengidir.
Ek eylem suludur. Sapa renkli ve karmandır.
Eylemin en eklisi traşına mevki adarken durur.
Emircik martı gibidir.
Suyun kenarındaki ilk ve ilk olmayan yalıçapkını gözyaşı dökebilir.
Burgulanmış gözler! Kan suludur! Ama kan dahil herşey paslıdır.
Koluna halkayı geçir ve eyle eyleyici!
Dikkat bir bilekliktir!
Kulüben dağın vadisinde, Kurd'unu umutladın da dağladı seni! Dağ bir vadinin külünü damlattı bana, sen avut kendini!
Her yeşimlik çağrı, dağ vaizlerinin ufkunu sarmaladığı gibi,
bir münzevi kendi ipini aynı anda salgılayabilir.
Bir anlam çukuru ininde barınanı teriyle boğabilir!
Bir ruhun dibi dağlaması çeşitlenebilir mükafattır,
bir mükafat ruhu çeşitlenebilir kılar, bu yalazlanmış atfın ince-nlik ahı...
Bir atıf genç ölmek ister...
Ruhun in-i, ti-nin har-lanmış çekme ıstırabı!
Kah boyunduruk, Tars elzimlik tahtı! Hiç kudur!
Hiç kudur! Kudur!
Dokunup durma hüznüme, ey yalnızlığın Tars'ında doğan hortlak, Hedefin yarım asırlık, biliyorum, Kah'ın ilk istencine göz dolduran korkak!
Yalnızım, yalnızım! Yalnızım! Uçurumu nasılsa haklayan şu yalnızın, Ruhunu üfle git, savurup yit, ruhunu soluyup kurulanarak ansızın.
Bir dalgaydı, ya da dalgalandı, ekler vardır, ekreler de.
Dalgındı, ruhunu yordu, yalındı, yalnızlığa kurudu, k
eskiler baştan başa dizgindi, bilekler önceliği, kanlı toynaklar silindiri...
Herşey geç, herşey geç! Bu gece ilk ruh kandidine kapanıkken, silindire salınarak geç! Tars'ın ovasına, dokununa, soluğuna, ruhuna....
Bana bırak şu buz gibi tabletleri, eşleni yok, eklemim yok, Heyhat, buz gibi düşünceler ki hiç'i bu hortlağın dışında yok, Durma duvarı, yüzyüze bakınıp dururken, o bir duvar, o bir duvar, o, Tars! Etin hükümranı solunca, o bir duvar, sende kayaları canlı bir duvar o Tars!
Neden korkuya ekli şu yalnız cengin kurulsun? Kemiklerini tut ilkin , kendini tutmada onuksun! İlkin sütünları taşımayı, kendi sütünlarını... İlkin kayaları oynatmayı, kendi kayalarını?
Bir türe'nin tentenesi, zırhlı bir çarkın boynuzlarına tutundu da, zahir tek kendinde iç geçirdi.
İte kaka yürüdüm, duygum! İzlerle, ah köreldim! Ruhum, kendimde teksik yakaladım.
Ruhum Tars'ın ovası çarkın dişlerine yakın! Ben, Kah, korkma Tars, korkma sakın?
Katarların bu yükü ağır, altından som bir avluda ruhumun enkazı! Duygum, sona kalanların... Ah! Bu duygum, sona kalanların çok azı!
Halkanın yansısı delerken karanlığı! Gündüz duygumun bu en bahtsız anı! Herşey kör, duygum, herşey kör duygum! Herşey kör! Duygum! Ruhumun enkazı duygum! Ruhum bir enkaz duygum!
Yüzümü sakla!.. saklı kes, yüzünle halkamı sarın! Duygum orada, katarın, kıtalarının içinde! Yüzümü sakla! Hiç'i öldürdüğün yüzle dağla! Ruhuma yüzünü dokun! Saplandı nefesin kutuma, yüzüme okun!
Ört! Sakla beni! Ruhum bir enkaz! Sakla beni! O bir enkaz! Dehşet, bilirim bir taverna! Öldürdüğün yüzle ruhumu....kaz!
Bir enkaz! Ruhum bir yıkın! Ört yüzümü! Yüzümden sakın!
Herşeyden öte, yine halkasına boyunlanan, kendine dönen, düşünenen ruh!
Ne istedin; bir boyun, kutlu bir han, yineli ben; bir parmak, mürekkep, tekrarlı ben;
bir eldiven, kınalı el, gene'lli ben; bir ruh, bir ruh, bir ruh, melankolik ben? Melan-nihil, hüznün geniş suları!
Size uykulu, budanmış alaka ile: Ki ölü! Verilmiş bir cevap değil bu! Oysa daha fazlasını görmeniz saydam geliyor.
Yalnızların düşüncelerinin, mezbahalar ve leş aşevleri üzerinden
daha kirli katledilenleri ve boğazlanmış duyguları vardır.
Kimsin sen? Basit olmak zorundayım! İçindeyim ki yüreğinin doğrulamıyorum!
Bir lahit ırmağı anımsadım! Evremde çehreler ılık lim-lenmiş an-a yaklaşık! Tekneden ileri sürüyorum. Tek neden öngörüyorum!
Ezinlik elgiyi beyhude araladım duvarımda! Bir duvar engebeli bir geçite sahipse, niteliğini yineleyerek yitirir. Başlangıç ve son eğilim-lidir.
Enkaz ırmağı yok! Kazı hitabı daha çok feske diplerine çıbanlı!
Gece değil ama gece göğü ayak bileklerime kadar bürüdü yıldızlı geçite aydınlık bakabilen kör ufkumu! Bir beden taşıyan bu ruh kendi göğünü icat edecek mi?
Beni alazla ruh! Dağla beni!
Kızıl bir dikişim varmış, bedenimde... Her savruk gece izgisi çarçabuk savurabilmiş onu. Her dikiş tekrar dilimlenmiş, derinin halatı arzusu uz zaman önce bedenin gözlerini kapatmış, gözler bir dikişe ahlı kızılca ıslakmış...
Bir zaman, ince bir önge-ri çığlıkla kendi duvarını deldiği zaman, zaman önge-rili bir zaman! İçer dibten ırmak! Kam geçitli reçine! Net dip reçi!
Ruhça kopuz, derinine hantal bir enkazın gevşeyip eridiği tanıklandı! Mişlendi atık! Mişlendi! Mimlendi!
Gecenin "kör" saati. ayak bileklerimden alnıma doğru yürüyen bir akım, köpek havlamalarına karışıyor gecede... kuyudan çıktığım an'lar. - bir kuyudan çıktım ben.
İnsan basit bir formül. hayır formül değil . insan basit. basit istekleri var.... harflerden kelimelere, kelimelerden cümlelere ve SES! oluyorlar.... "dil" olmasaymış. ağız dolusu sarfedilen sesler: en heveslileri, "en"leri öfkeyle çıkıyor, "en" çok şidet dil'de hüküm sürüyor. O'na "konuşmak" diyoruz. başka çeşitleri de var: bağırmak, azarlamak, küfretmek...... DİL.
Sevgi sesleri var: duymak istenilen kelimelerden, cümlelerden kurulmuş. biraz daha masum. kısır, yetersiz ve popüler. seslenilene "aynısını duymak istiyorum" mesajı var....
HADİ !DAHA YABANCIYIM, DAHA DA DAHA DA..... YA-BAN-CI.
"yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlara dayanabildiğimi görüyorum."
...............................
Sessiz bir hareket başlıyor, sessizliğin yakıcı hareketliliği, her susuş bir facia.
Konuşmaktan daha ağır susmanın sorumluluğu...
Bir eyleyen var bir de izleyen, eyleyen eylediğini niçin eylediğini bilirse ki nasıl eylediği bir tek kendi ilgisindedir- İzleyici nasıldır? İzleyici....
...................................
Sözler, gözler, izler... teğet geçiyor! Dünyada sakin bir gün: kalanlar; içerde bir çocuk parçalanıyor, bir genç kırılıyor, bir kadın çözüle çözüle doğruluyor, ayaklanıyor...birisi hala acemi.
Kalanlar çıkıp çıkıp yüzeye aceleyle kuyuya iniyor. İçerde rayından çıkıyor ol-an, İçerde tırnaklar geçiyor ten'e, Tırnaklar iyice içeriye... Bölen, parçalayan, çözen bir şeyler içeride...
nihilart (S.T.)
Dedi ki benim elim kolum uzundur.
Dökerim, kırarım,çarparım, sakarım ben.
Sakın benden yüz çevirme...
Sonra;
Sık sık eli, kolu, bacağı...
Sık sık sakarlık
-Kadın her şeyi “sakarlık” sanıyordu...
kadın hiçbir şeyi sakarlık sanmıyor!
“Sığındım” ben sana dedi. Sığındım!
Ağladılar.
Gözyaşı en güzel ıslaklık.
-Yüreğinde kılıçla gezinmişti kadın-
kılıcını bıraktı.
Şimşek çakımı kadar bir zaman geçmişti...
Kadın hiçbir şeyi sakarlık sanmıyordu...
-Adamın adına kapalı hava diyorlardı. kadın onu kızılderili yazı sanıyordu-
seni seviyorum ama
aşk artık burada kışlamayacak
beni seviyorsun ama
bu senin uzaklara gitmene engel olmayacak...
kızılderili yazının bittiğini yazıyordu gazeteler.
Şimşek çakımı kadar bir zaman geçmişti...
İçinde parçalanan
parça
parça
lanan
çığlık!
Eks
bir gecede gittimdi
hazirandan
eylüle...
nihilart (s.T)
Rüzgar hırçın. Çok yoğun hissediyorum. Rüzgarın, kendisini böyle hissettirmesi; yaşadığım hissini güçlendiriyor. Bir kasırga gerek sonrasında... - Benim sağanak yağmurum "evet" demişti. "Sonrası da sel!"
Sel biraz daha öfkeli. Hatta daha çok. Rüzgarın sel ile bir bağlantısı olsa bile, - daha önce böyle düşünmemiştim- Sel öldürücü. Öldürücü ve basit. Aslında zıt gibiler. Ölümle yaşam arasındaki bağ ve zıtlık gibi mesela... - Kalbin duracak ve ıslah olacaksın!
Islah yaşarken nasılda imkansız gibi... Doğal değil. Havadaki bu elektrik beni sakinleştiriyor. İnsanın "kendisiyle" konuşması güzel. Kuyuda işler yoluna giriyor. Arada bir yine yolundan çıkacak biliyorum. Burada; kendine doğru yapılan yolculukda, her adımda, herşey daha basit ve aydınlık. - Düşlerimizle gerçeğin birleştiği bir yol yapsak mesela.
Yaşamdaki sessizliğimizin tersine vicdanımızla daha fazla söyleşsek. Vicdanımız; ruhumuzun hazinesi. Sesi güzel, soluğu taze ve konuşkan. İçimizde ve çok keskin. - Farkında olmayanlar için - Hiç durmaz o. Rotası bellidir. Sürekli yol alır. VAR'dır. Beynimizin, kalbimizin, gövdemizin içindedir. Gözlerimizden her halimize yansır. HER HALİMİZE. O konuşurken dinlemek gerek. Birgün.... Bildiğimiz hiçbirşey avutmaz bizi. Bildiklerimiz sonuca engel olamaz. O arada vicdanımız; bütün yargıların, bilgilerin, deneyimlerin ötesinde yol almaktadır...
Elimde olan bir şey var: "Bilge kendi mutluluğunun ustasıdır!" Lucretius çağın gereklerine uyan bir gırtlak sahibi olabilir, lakin türlü ruhların yüz hatlarına basmakta illetli, anlaşılır bir sonlu ayrıklığı var!
Büyük bu ayrıklıklar, bakılması gereken bunlardır!
Sözlerin yuvalandığı büyük içkinlik düzlemi, teferruatlı bir beyin deltası!.. Çekirdek, hücrenin manen çekirdeği midir? Masum herşey masumiyetinden ötürü iyi midir?
Sınanmış bir atlas, derinlik sarhoşu dalgalı tüm kemerlerini şuursuzca yayar mı? Sınamadan kabiliyetli bir dalga yüzeyinde mi mevcut tüm tılsım?
Bir katar, yapı olarak hangi boyunlu itkilerin dışında kendine yapışık ruhlar seçti? Nasıl olduğu önemli değil elbet! Bu neden bu şekilde, bir şey söyleyip, seslenmeden, girip çıkmaya müsait?
Dünyada olmak öğrenilir bir şey midir?
İhsanımda durduğu için çok şey öğrenebilir bir dünya! Bir dünya varlık kuyusunu doldurduğu zaman bilgi sarhoşu olur ki?..
Bir gün ıslah olacağı söylentileri var, doğru: Dünya'nın bir bir yolunda tuttuğunu sandığın hacminin çehresine kanlı ve derin çizikler atmak isteyeceğin vakit: "bu zorunlu bir itkiydi, benden çıkan hızlıca kesimlenen bir şey!" ile " çıkılmış yol çıkılmış yoldur," diretmesi ufkunu kapladığı vakit, çehreni tutamaz olursun!
Hem hesaplayıp hem yürürsen, sen dünyanın dışlangıcı değilsin! Dünya uzuvlarının limlenmiş atkı sahasındansın!
Eğer hesaplamayıp yürürsen, bir yolda çehre itrafına yüz gezdirirsen dünya uzuvlarının söz sahasının dışlanmış iyesisin!
Eğer bir şey yapmazsan, kaçak bir dünya irinisin.
Lakin yine de dünyanın sert ve ağır tokatının bir bildiğisin!
Oysa...
Kukla gibi ipler çekilip oyanatılmıyor! Bir kukla olduğu halde bir ip yok! O halde kukla kendi vasfını taşımıyor! O dünyada öğrenilebilir herşeyin dışında! Yabancı!
O yabancı!
nihilart(sevda turgut)'a cevaben!...
Düşünen bir yaratık avı ile hızlıca saatleri kollayan albatros eskimiş bir hüküm durdu ve düşünmesine tanık oldu. O andan sonra düşünecek bir gücün, kendi düşlemini yitirebileceği korkusuna batakaldı.
O saşılmaz mevkiye adanmış her türlü iştirakın sahibi, o müsbet iktidarın alçağında huşu ile tepelenen şey, kendi serüven izlenimini yaygınlaştırıp sıçratarak üzerine kalkan çevirmesine sebeb olurken gece bekçisinin, o hala, peşkes tebdirlere eğimli düşüncelerinin solumasına ve zen sıçrama usulünün en temkinli ikiciliğine sırt çevirerek, evreni duyumlamaya itilerek, kalkık iktidarın çehresini, durduğu o en hakiki çukurda tebdirle izlemeye başladı.
Durum tam olarak bu muydu? Yalnız durumun bu çehresini işiten kulaklara bırakıyor. Çünkü gözler yalan sözler - söyler diyor!
Gece eğer kalkanlarını açmışssa, nihil için en keskin sunum:"Orada'dır!
Tepside bir anlatım duydunuz mu? Eğer bir şey sunmak istemezse tepsi, en azından her zaman bir baş bulundurur. Bilenler bilir. Oysa bu azınlıklar - bilenler - başlarını tebdirle sakladıklarından tepsinin yüzüne bakamazlar, bu yüzden gecenin çeperi onlar için bir "siyah" tır sadece! Bundan dolayı bir tepsinin başlangıç koşulunu, ön tanımını veya apriori düzenini bir tek 'nihil' bilir.
İnsanın öteki insanlar ile, öteki insanlar için ve öteki insanlara karşı sürdürdüğü günlük yaşam uğraşında, sürekli olarak ötekiler karşısında farklı olma kaygısı yatar. Bu, ötekiler karşısındaki farkı kapatma, kendisi ötekilerden geriyse, bu geriliği giderme veya ötekilerden üstünse, onları altta tutma kaygısıdır.
Ötekilerle kendisi arasındaki mesafenin kaygısı insanın kendisine de örtülü kalan bu kaygı ötekilerle birlikte olmayı gerginleştirir. Günlük insan bu mesafeliliğin ne kadar az farkındaysa, bu kaygı o kadar sarsılmaz ve kökten biçimde etkisini gösterir.
Ne var ki, birlikte olmanın içerdiği bu mesafelilikte insan, ötekilerle birlikte varolan günlük insan olarak, ötekilerine uyma, ötekiler için ne geçerliyse onu geçerli sayma durumundadır. Burada insan kendisi değildir; onun kendisi olmasını ötekiler üzerlerine almışlardır. İnsanın günlük yaşam olanakları ötekilerin koyduğu ölçülerce yönetilir. Bu ötekiler belirli değildir. Her öteki bütün ötekilerin yerine geçebilir. Önemli olan, insanın farkında olmaksızın devraldığı, ötekilerin sessiz, göze batmayan egemenliğidir. İnsanın kendisi ötekilerin bir parçası olarak, onların gücünü sağlamlaştırır. Aslında onların bir parçası olduğunu gizlemek için insanın ötekiler diye adlandırdığı şey, günlük birlikte olmayı oluşturanlar, yani her zaman burada olanlardır. Ötekilerin kimliği, ne bu ne de şu kimse, ne insanın kendisi ne bazı kimseler ne de hepsinin toplamıdır. Onların kimliği kimsesizlik ya da herkes dir.
İnsana her zaman en yakın olan, içinde insanın günlük yaşam uğraşmalarının olup bittiği alan kamu alanıdır. Gerek kamu ulaşım araçlarının gerek haberleşme araçlarının (örneğin gazetenin) kullanımında her öteki diğer ötekinden farksızdır. Bu ötekilerle-birlikte-olmada insanın kendisi ötekiler içinde erir ve her ötekinin kendi farklılık ve özelliği artan biçimde ortadan kalkar. Bu göze batmamazlık ve belirsizlik içinde herkes alanı ve bu alanın egemenliği gelişir. Herkes neden hoşlanır ve nasıl eğlenirse, biz de ondan hoşlanır ve öyle eğleniriz. Sanat ve edebiyatı herkes nasıl okur, görür ve yargılarsa, biz de öyle okur, görür ve yargılarız. Kalabalıktan herkes nasıl kaçınırsa, biz de öyle kaçınırız. Herkesi öfkelendiren, bizi de öfkelendirir. Belirlilikten yoksun ve hepimizden oluşan herkes alanı, insana günlük varoluş biçimini dikte eder.
Herkes alanının kendine özgü nitelikleri vardır. Birlikte olmanın içerdiği mesafelilik, temelini, birlikte olmanın sağladığı sıradan olmada bulur. Sıradan olma, herkes alanını oluşturan özelliklerinden biridir. Herkes alanı, varlığını ancak sıradan olma ile korur. Neyin yapılıp yapılmaması gerektiği, neyin geçerli neyin geçersiz olduğu, sonuç ve başarının nasıl elde edileceğinin ölçülerini veren sıradan olma, bu ölçülerle herkes alanını ayakta tutar. Neyin göze alınabileceğinin sınırlarının önceden çizilmişliğinde, sıradan olma, önce çıkmak isteyen her türlü kural dışılığı gözetim altına alır. Her türlü üstünlük sessizce bastırılır. Özgün olan her şey hemen alışılagelmişin, çoktan bilinenin düzeyine indirilir. Uzun çaba ve didinmelerle kazanılan her şey, çabucak kullanıma hazır duruma girer. Bütün sırlar güçlerini yitirir. Sıradan olma kaygısı insanın temel bir eğilimini, bütün varlık olanaklarının tekdüzeleşmesi eğilimini açığa çıkarır.
Mesafelilik, sıradan olma, tek-düzeleşme, herkes alanının varlık tarzları olarak, kamuyu oluştururlar. Her türlü dünya ve insan görüşünü düzenleyen, her zaman haklı olan kamudur. Ve bu, kamunun, nesneler ile temele inen bir bağ kurabilmesi, şeyleri açıkça görebilmesinden değil, şeylere girememesi, düzeyli ile düzeysiz, bozulmuş ile bozulmamış arasında hiç bir fark gözetmemesinden ötürüdür. Kamu her şeyi bulanıklaştırır ve açıklıktan yoksun olanı, bilinen, kolayca kullanılabilen bir gereç gibi ortaya sürer.
Herkes alanı her yerde hazır bulunur, ama insanın karar vermesi gerektiği yerde herkes ortadan çekilmiş, kaçıp gitmiştir. Ne var ki bütün kararlar önceden herkes alanınca verildiği için, herkes alanı insanın sorumluluğunu insanın üzerinden alır. Herkes alanı kolayca herşeyin sorumluluğunu yüklenebilir, çünkü bu alanda yapılıp edilmiş olanlardan ötürü hiç kimseden tek başına kendisini sorumlu sayması beklenmez. Yapılıp edilenlerden sorumlu hep herkes , daha doğrusu hiç kimsedir.
Böylece herkes alanı insanın günlük yaşam yükünü hafifletir, insanın yaşamayı kolaylaştırma eğilimine yardımcı olur. İnsanın varoluş yükünün hafifletilmesinde sürekli olarak insanın yardımına koşan herkes alanı, bununla sürekli olarak kendi egemenliğini sağlamlaştırır.
Herkes alanında her kimse ötekidir ve hiç kimse kendisi değildir. Günlük insanın kimliği sorusunun karşılığı olan herkes, insanın ötekilerle-birlikte-olmasında kendi varoluşunda teslim ettiği hiçkimsedir.
Çeviri: Akın Etan ("Sein und Zeit", sayfa 126-128) M.E.B.Y., D.D:3 İstanbul 1979
|
|
|
|