|
|
İç Güdümün Toptan Sapıttı!
"Antenlerim mi var benim? Ya bunu "diğerleri" farkederse?"
Asla dinlenemeyeceğini zannettiğin ve dinleyemeyeceğini bildiğin, zaman aşırı bir mekan üssünde, bir böcek olmaktan telaşlanıyorsun!
"Bir böcek misin? Kıvrımların, dikeyce haşlanmış kaburgalarının toynakları var."
Birinin, aradaki baygın sınırı elle çizen yepyeni bir sınır ile elde ettiğin herhangi bir-i-nin tam da kutsal sınırına bakıyorsun! Bir in sanı! İki yaklı yonga!
Dizi, sıra, telaş, iş; dilimlenmiş bir muhteva!
Böcek misin? Kimsenin seni anlamayacağını düşünüyorsun. Kim kaldırır seni, boynunun hizasına? Yıtkın, çekinceli, iştahsız, toslu kabuklu bir bedenin arkasında çetince durup, "burdayım!" diyebilirsin!
Herşey senin sırtına binmek istiyor-zannedebilirsin; yüzüne gülmüyor senin, suratların yalın deyimle "arkası!" Burada tüm söz hazineleri saklı!
Uzayını kaplayan bir ritim! Saltılık! Özgürlük sunusunun usalınışı!
Bir gün uzun bir merdiveni isteyen, seve seve bu rastlantının içine atlayan bir varlık olup çıkarsın, Uçurumlara dek kendini taşıyan bir sırtlıklı milyoner sert ve alaycı bulunur.
Kalın bir ermiş tasması takılanıp, yontulmuş bir ışıkla ilk böcek olma festivalini yalnızlığın şuracıktaki ülkesinde donarak, çürüyerek kutlarsın!
İç güdümün toptan sapıttı! Yan ılgımlı göze batan bir düşüncede azalma tanıklanmadı:
Kılıç şakırtısını andırıyor yürüyüşün!
"Neyin tam zamanı?"
"İnanılmaz şey! Köküne kadar çifte doğruların kabuğunu tuttum! Kokunç bir yıkım! Yürürken kaç adım atıyorum, arkamda bıraktığım iz de ne?"
"Antenlerim var benim! Çünkü tek bir çınlama eşssiz bir oyun gibi gelmedi bana artık! Bir böcek miyim ben?
Kılık değiştirmiş, ilginç bir yoldan çekilerek, tam üstüne basmak için hiç zarını oynatan bir düşüncenin, mikroplarımı keselemeliyim....
"Ne zaman çıkılır; muhtevamı sırtıma astığımı bildiğinden, utanç içinde, yaşamın topallayarak yürümesini üzerimde; ne zaman çıkılır; belleğim hür değilken ilk basamaklarının üzerime devrilmesiyle, dilimin ağzından ne zaman çıkarım ben?"
Bir ima yarattın? Boynunu uzattın... Varlığın ilk çemberi ilgeçlik tutturdu özüne: Hafif bir nefes ruhunu huzura mı kavuşturacak? Mutsuzluktan zevk alınamaz mı, boğazı beyninde ur elgi?
Kabuğunu görmezler diğerleri: Çekinceli! Fazlalıklarını bilmezler diğerleri: Eğrice in sanısı!
Doğan her günü yapısal iştahına çektiğinden her şeyi sindirmeye çalışmak istediğini bilmezler: Tok mu açsözlü?
İğrenç tıkalı bir hevesin var? Kör tıka!
"Nazlıca yürüdüm de bugün, en gecinden bir mahluk avı koşuşturanının helak olmuşça üzerimde savrulmasını beklerken, çeki ile bir gölge doğdu:
"Esenlikler serhatını dumlatan ev sahipleri! Esenlikler kel ayaklılar! Cümre boynuz üfleyenler! Tümleyen şakıcıların el eskizleri! Ter çanakları asalakları! Esenlikler külbesini vadiye toslayan kırk patenliler! Çatma haydutlar! İltihap mazlumları, kör salya bozları! Esenlikler tüm kumpas yaratan cihanın el küttü böcekler! Dumalı hilkatler, gözbebekleri kozmozla dolan ruh abanmışları, bağlılık sedirine serilmişler, çat katlanmış sırası geçmişler! Es enli bir yel güdümünü sıvazlıyanlar zira bu oyumu üzerlerini tükürürler: Oysa istenen ked bendir!"
Hepiniz böcekler, tümünüz böcek ip ahları, tepince ancak savrulabilenler!
Bugün benim boğum günüm! Gölgem olmamı affedin! İsterdim kendi gölgemle size bu sonu genizlememeyi! İştahımı affedin! Affedin!"
|